一键重装系统工具 | U盘启动盘制作工具 | 误删文件恢复软件 | 硬盘数据抢救专家 | 电脑蓝屏修复助手 | C盘空间清理神器 | 电脑驱动离线安装工具 | 微信聊天记录恢复工具 | 照片误格式化恢复 | 电脑密码破解清除工具 | 系统崩溃紧急救援盘 | 电脑加速优化大师 | 电脑开不了机怎么重装系统 | 回收站清空了怎么恢复 | 硬盘分区丢失数据恢复 | 电脑卡顿重装系统有用吗 | U盘插入提示格式化数据恢复 | 电脑中毒文件被隐藏恢复 | 忘记电脑开机密码怎么办 | 新硬盘分区对齐工具 | 旧电脑装Win10流畅工具 | SD卡照片删除恢复免费版 | 移动硬盘打不开提示损坏修复 | 电脑无故重启系统修复工具 | 电脑小白一键重装神器 | 程序员电脑环境配置助手 | 设计师电脑字体/素材恢复工具 | 网吧网管系统维护工具箱 | 财务人员电脑发票备份恢复 | 学生党免费电脑系统安装包 | 电脑维修师傅必备工具盘 | 游戏玩家电脑性能优化助手 | 办公白领误删文档恢复软件 | 自媒体视频素材恢复工具 | 网课录制视频损坏修复工具 | 最好的U盘PE系统排名 | 数据恢复软件哪个最强 | 免费电脑助手与收费版区别 | 国产装机工具哪款无广告 | 离线版驱动助手推荐 | 轻量级电脑优化工具对比 | 支持NVMe驱动的PE工具 | 带网络功能的应急启动盘 | 2026最新版万能装机工具 | 支持Win11 24H2的PE工具 | 最新免激活系统重装工具 | 2026数据恢复软件破解版合集 | 纯净无捆绑装机助手V3.0 | 支持苹果M芯片的电脑助手 | 秋季更新版系统维护工具箱 | 电脑系统崩了怎么用U盘把重要资料拷贝出来 | 重装系统前哪些文件夹必须备份 | 固态硬盘误格式化还能恢复数据吗 | 如何制作一个既带PE又能存数据的双分区U盘 | 电脑总是弹窗广告用什么助手彻底拦截 后台管理
📢 欢迎访问系统之家!所有资源均经过安全检测。

Laf Sözlük

发布时间:2026-09-21 | 浏览:1
📥 下载地址(文章开头)
装机神器,一键装机,安装任何系统。纯净版,原版,软件版,精简版,英文版。
Allahü Teala'nın tüm kullarına verdiği nimet: Nice canlılar var ki, hayatları için gerekli olan rızkı yanlarında taşıyamaz. Onların da sizin de rızkınızı veren Allah’tır. O, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir. (Ankebût Suresi 60. Ayet) Yiyecek ya da içecek şey, azık: "Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helâl olanlarından yiyiniz" demiştik. (Bakara Suresi 57. Ayetten) Rızık ile ilgili deyimler ve anlamları İçinde "rızık" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler: Rızkı kesilmek : Bir nimetten istifade edemez duruma gelmek: Eceliyle beraber rızkı kesilir. İlk kesilen rızık ise, nefestir. (M. Doğan) Rızkını çıkarmak : Günlük yiyecek parasını çıkarmak: Kendisi çalışıyor, evin rızkını çıkarıyor, eşi yemek yapıyor, evle ilgileniyor, çocuklara bakıyordu. (V. A. Kızıltepe) Rızkını taştan çıkarmak : Geçimini sağlamakta çok becerikli olmak, ekmeğini taştan çıkarmak: Allah adama kuvvet verirse rızkını taştan çıkarır. (A. Binyazar) Rızk-ı maksum : Allah'ın yarattıklarına taksim ettiği rızık: Okuyacak olduktan sonra insan nerede rızk-ı maksumunu (kendine ayrılmış rızkı) bulmaz? (A. Kabacalı) Rızık ile ilgili atasözleri ve anlamları İçinde "rızık" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları: ( * yaygın bilinen ) Ağılda oğlak doğsa, dere boyunda otu biter : Allahü Teala her canlıyı rızkıyla birlikte yaratır. Allah açtığı boğazı aç bırakmaz : "Allahü Teâlâ yarattığı insanı aç bırakmaz, rızkını da verir" anlamında bir atasözü. Allah bir kapıyı kaparsa bin kapıyı açar (Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar) : İnsan, işleri kötü gittiği zaman karamsarlığa kapılmamalı. Çünkü Allah insana her zaman başka kısmetler de gönderir. Allah kardeşi kardeş yaratmış, kesesini ayrı yaratmış* : Aynı kanı taşıdıkları için kardeşler arasında bir bağlılık bulunur. Ama bu birbirlerine yük olmaları için bir neden değildir. Çünkü Allah herkesin rızkını ayrı yaratmıştır. Allah, kulunu kısmetiyle yaratır* : Her insanın dünyaya geldiğinde bir geçim nasibi ve kazanç kapısının bulunduğunu ifade eder. Herkesin rızkı önceden Allahü Teala tarafından belirlenmiş ve kendisine uygun bir şekilde verilmiştir. Allah ne verir de kul götürmez? : Allah'ın kişiye verdiği rızık ve kısmetin, kişinin hayatında kesinlikle yer bulacağını ifade eder. Allah rızkın kefilidir : Asıl rızık verenin Allah olduğunu ve insanın geçim konusunda aşırı kaygıya kapılmaması gerektiğini ifade eder. Çalışan ve doğru yolda olan kişinin nasibi zamanı gelince mutlaka verilir. Üzüm sirkesi Salatalara ve çeşitli yemeklere ekşilik vermek amacıyla kullanılan, üzüm, elma gibi meyve sularının doğal yollarla ekşimesi sonucu oluşan sıvıdır. Keskin tadı ve kokusuyla iştah açıcı özellik taşır. Geleneksel mutfakta hem lezzet verici hem de koruyucu olarak değerlendirilir. (kimya) Bakterilerin şarap, bira ve benzeri alkollü sıvılar üzerinde etkili olmasıyla etil alkolün yükseltgenmesi sonucu elde edilen bir sıvıdır. İçeriğinde genellikle %3–6 oranında asetik asit (sirke asidi) bulunur. Bu özelliği sayesinde asidik yapı gösterir ve mikrobiyal faaliyetleri sınırlandırabilir. Saçlarda sirke (halk dilinde) Bit ve tahtakurusu gibi asalak böceklerin saç teline veya kumaşa bıraktığı çok küçük, beyazımsı yumurtalara verilen addır. Günlük konuşmada ve eski metinlerde bu anlamıyla da yer alır: Saçındaki beyazlıklar sirke olmasın? Sirke ile ilgili deyimler ve anlamları İçinde "sirke" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler: Bitten sirkeden kurtulmak (çıkmak) : Kötü durumlardan, borçtan harçtan kurtulmak. Suratı sirke satmak : Öfkeli ve kızgın olduğu yüzünden anlaşılmak: Çok geçmeden yoldaş geldi ki durum pek parlak değil anlaşılan, suratı sirke satıyor! (M. Saraç) Yüzü sirke satmak : Yüzünde hoşnutsuzluğunu gösterir bir anlam olmak: Yüzün sirke satıyor. Söyle hadi, neye sıkıldın? (E. Baba) Sirke ile ilgili atasözleri ve anlamları İçinde "sirke" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları: ( * yaygın bilinen ) Sirke evin bereketidir : Eldeki az ve mütevazı imkânların bile doğru kullanıldığında değer taşıdığını ifade eder. Kanaatkâr olan kişinin evinde bereketin eksilmeyeceği anlatılır. Bedava sirke baldan tatlıdır* : Masrafsız ya da emeksiz elde edilen şeylere herkes istek gösterir ve bunlarda kusur aramaz. "Bende kırk yıllık sirke var" diyenden biraz sirke istemişler, "Eğer her isteyene verseydim bende kırk yıllık sirke olur muydu?" demiş : Cimri kişilerin vermekten kaçındığını ve varlıklarını başkalarıyla paylaşmadığını anlatır. Kendilerinde olanı koruma uğruna başkalarına yardım etmekten çekinen kişilere eleştirel bir şekilde yaklaşır. Yer değiştirme durumunda bulunmak, yürümek, dolaşmak: Onu odada aşağı yukarı gezer buldum. (A. Rasim) Hava almak, eğlenmek, hoş vakit geçirmek gibi bir amaçla bir yere gitmek: Geçen yaz bütün Akdeniz kıyısını gezdik. Bir yeri görüp incelemek: Kiralık ev ararken, burayı da gezmiştik. Bir yerde bulunmak: Cüzdanım burada ne geziyor? Gezmek ile ilgili deyimler ve anlamları İçinde "gezmek ve dolaşmak" kelimeleri geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler: Gezip tozmak : Çok gezmek, çok dolaşmak: Sabahtan akşama kadar, sokaklarda gezip tozuyor. Geziye çıkmak : Uzak yerleri dolaşmak: Oğlan, arkadaşlarıyla bir geziye çıkmıştı, bir kuzey ülkesine. (Y. Z. Bahadınlı) (bir yeri) Adım adım gezmek : Her yerini dolaşıp görmek: Saatlerce dolaştılar. Bütün araziyi adım adım gezdiler. (T. Kılınç) Ayak kavafı : Her yere girip çıkan, çok gezen (kimse): Kara kuru ama acur, becerikli, çeneli bir ayak kavafı... (H. R. Gürpınar) Boş gezenin boş kalfası : İşsiz güçsüz dolaşan kimse: Turist sanıyorlardı iyi mi onu! Oysa boş gezenin boş kalfasıydı... (Türk dili) Boş gezmek (gezinmek) : İşsiz güçsüz dolaşmak: Nasıl memnun olabilirdi ki, bazen haftalarca boş geziyordu. (R. Enis) Boşta gezmek : İşsiz olmak: Bir süre boşta gezdi; yeniden maddi sıkıntı baş gösterdi. Çarşı pazar dolaşmak (gezmek) : Alışveriş edilen her yeri dolaşmak gezmek: Saatlerce çarşı pazar dolaştı, aldıklarını kırmızı renkte bir bohçaya sardı. Allah'tan gelen bir lütuf olarak yiyecek, para vb. bitebilen ya da az olan şeylerin alışılandan veya beklenilenden daha uzun süre gitmesi: Allah bereket verdi mi bir şey bitmez. Peygamber Efendimiz az bir yemekle üç yüz kişiyi doyurmuştu. (M. E. Coşan) Bolluk, gürlük, ongunluk: Çocuk gönlüm kaygılardan azade / Yüzlerde nur, ekinlerde bereket (O. V. Kanık). İyi ki, neyse ki, iyi bir rastlantı olarak: Bereket erken geldiler. (halk dilinde) Yağmur: Kırk gün bereket yağdı. Yağmura hasret bozkırlar su ile yıkandı. (M. Çınar) Bereketli : Alışılandan veya beklenilenden fazla olan; az iken çok yerine geçen, artağan, mübarek: Besmele, helal bir işe başlarken, Allah'ın adını anmak ve bu adla işe başlayarak işin hayırlı ve bereketli olması için dua etmek anlamına gelir. Bol, çok: Ama emekleri boşa gitmemişti, hasat umduklarından da bereketliydi. Verimli, mümbit: Irmaklar boyunca yılda en az iki kez hasat veren bereketli topraklarda yaşarlar. (A. O. Muş) Alışılandan veya beklenilenden fazla olan; az iken çok yerine geçen, artağan, mübarek: Besmele, helal bir işe başlarken, Allah'ın adını anmak ve bu adla işe başlayarak işin hayırlı ve bereketli olması için dua etmek anlamına gelir. Bol, çok: Ama emekleri boşa gitmemişti, hasat umduklarından da bereketliydi. Verimli, mümbit: Irmaklar boyunca yılda en az iki kez hasat veren bereketli topraklarda yaşarlar. (A. O. Muş) Bereket ile ilgili deyimler ve anlamları İçinde veya anlamında "bereket" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler: Bereket ki (Bereket versin ki) : İyi ki, Allah'a şükür ki, Allahtan: Bereket ki, birkaç tabip dostum imdadıma yetişti. Beni hastaneye kaldırdılar (N. F. Kısakürek). Bereket versin ki; bu salgın Türk topraklarına ulaşmamıştır. (H. E. Avcı) Bereket versin : Para alan kimsenin söylediği iyi dilek sözü: Adam parayı verince, bereket versin ağa, Allah uzun ömür versin ağa, demeyi unutma. (M. İzgü) Bir kimsenin bir durumdan hoşnutluğunu anlatan söz: Bereket versin ki, karşısına teşhisi müşkül bir hastalık çıkmadı. (Y. K. Karaosmanoğlu)
📥 下载地址(文章中间)
装机神器,一键装机,安装任何系统。纯净版,原版,软件版,精简版,英文版。
Para alan kimsenin söylediği iyi dilek sözü: Adam parayı verince, bereket versin ağa, Allah uzun ömür versin ağa, demeyi unutma. (M. İzgü) Bir kimsenin bir durumdan hoşnutluğunu anlatan söz: Bereket versin ki, karşısına teşhisi müşkül bir hastalık çıkmadı. (Y. K. Karaosmanoğlu) Bereketi Allah'tan (Bereketini gör) : "Bereket versin" diyen satıcıya alıcının verdiği karşılık: "Siftahınız benden, bereketi Allah'tan" diyerek, iki dilim kek satın aldı (E. Özsoyman). Allah kârını artırsın. Bereketini gör. (İ. Hinçer) Bereketli ola! : Yemek yemekte olanlara ya da ürünlerini devşirenlere söylenen iyi dilek sözü: Yemek mi yiyordunuz? dedi. Bereketli ola (T. Apaydın). Hasadınız bereketli ola Dursun Efendi. Allah (bin bir) bereket versin : Kazancın artması ve Allah'a şükretme duygusunu belirtir: Velinimet bildiği müşterisiyle "Siftah senden bereket Allah'tan" diyerek başladığı alış verişini "Allah bereket versin" niyazı ile tamamlıyordu. (H. Bilecik) Allah taşına toprağına bereket versin : Bir yerin bolluk ve verim içinde olmasını dilemek için söylenir: Allah, taşına toprağına bereket versin. Bu çarşıda işe atıldım, bu çarşıda kazandım ve yine bu çarşıda zengin oldum. Allah'a şükür : "Hamdolsun", "bereket versin" gibi, durumdan hoşnut olunduğunu anlatır: "Allah'a şükür bir işimiz var da çalışıyoruz. İş bulamayanlar da var!" (N. Aytürk). Bakışlarında huzur ve sükûn vardı. "Allah'a şükür, iyiyim!" dedi. (P. Safa) Başka bir yere varmak üzere bulunduğu yerden ayrılmak: Yarın öbür gün onlar da tutturacaklar İstanbul'a gitmek isteriz diye (N. Cumalı). Kardeşi Almanya'ya gitti. İşe gidiyorum. Çıkmak, ulaşmak, varmak: Bu sokak nereye gider? Yakışmak, uymak: Bu gömlek cekete gitmedi. Bu renk sana gitti. Tüketilmek, harcanmak: Adam başı iki bin lira gider. Bu yemeğe yarım kilo yağ gider (TDK). Emeklerim boşa gitti. Götürülmek: Mektuplar postaya gitti. Haber daha gitmemiş. Yeter olmak, yetişmek: Bir ton kömür iki ay gidiyor. Bu para sana bir hafta gider. Bir yerden ayrılmak, bulunduğu yeri bırakıp uzaklaşmak: Mehmet Ali gittiği günden beri Zeynep kadının ağzını bıçak açmıyordu (Y. K. Karaosmanoğlu). Güneş gitmiş, arkadaki sular parlamaz olmuştu. (R. H. Karay) Güç ya da tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven, cesurluk, yüreklilik, korkusuzluk: Osman Paşa'nın cesareti sayesinde bozgun önlenmişti. İki saat dövüştükten sonra, alnına gelen kahpe bir kurşunla rütbelerin en büyüğüne ulaştı: Şehitlik... (Y. Bahadıroğlu). Cesaret, askerlikte kahramanlığı doğuran haslettir (M. K. İmer). Savaşın en kanlı yerinde cesurca, ölümüne, dalkılıç gidiyorlardı düşman üzerine. Davranışlarda dilediği gibi hareket etmeyi göze aldıran atılganlık, cüret: Ne cesaretle buraya gelirsin! Bu ne cüret! (O. Diler) Cesaret ile ilgili deyimler ve anlamları İçinde "cesaret ve cesur" kelimeleri geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler: Cesaret almak (bulmak) : İçinde bulunduğu elverişli durumlar nedeniyle yürek gücü artmak, yüz bulmak, hız almak, destek bulmak: Her iki taraf da şan ve şeref için savaşıyor ve kumandanlarının yiğitliğinden cesaret alıyordu (F. Babacan). Babasının güven veren sesiyle cesaret buldu. (B. Ayaz) Cesaret etmek : Korkulması gereken bir işe korkmadan girişmek, göze almak: Bizans kesinlikle cesaret edip çıkamamıştı İslam ordusunun karşısına. (Y. R. Efe) (birine) Cesaret gelmek : Yılgınlığı, çekingenliği, ürkekliği gitmek: Birdenbire bir cesaret geldi. Artık hiç korkmuyordu. Kurşunlar kulaklarının dibinden vınlayarak geçiyordu. (H. F. Beşik) Cesaret göstermek : Yürekli, cesur davranmak: Kötü insanlara karşı cesaret gösterdi, kahraman oldu. Müslümanlara yönetici oldu ve güzel hizmetlerde bulundu. (M. N. Gül) (birine) Cesaret vermek : Birini yüreklendirmek, yılgınlığını gidermek: Buralardaki insanların çokluğu onlara cesaret veriyordu. "Herkes bizim gibi, elle gelen düğün bayram." diyorlardı. (A. F. Bak) (biri) Cesarete gelmek : Yılgınlığı üzerinden atmak, yüreklenmek: Bu söz orduyu gayrete getirmiş. Kaçmayı düşünenler bile cesarete gelip ileri atılmışlar. (E. N. Temel) Cesaretini kaybetmek (yitirmek) : Korkmak, çekinir olmak: Küçülmüş ve cesaretini kaybetmiş olan ordusu düşmanın önünden kaçmaktan başka bir şey bilmiyor ve atsız ve silâhsız kalmış olan bu ordu Türklere kafa tutamıyordu. (E. Merçil) (birinin) Cesaretini kırmak : Korkutmak, yılgınlığa sürüklemek: Lakin, topların devamlı ateş etmesi düşmanın cesaretini kırmış. (H. R. Ertür) Cesaretini toplamak : Korkusu geçerek yüreklenmek: Cesaretini toplayarak, "Bir sorun mu var dostum?" diye sordu. (S. Yalsızuçanlar) Aslan kesilmek : Aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek: O gariban anam aslan kesildi. Korudu gözetti beni. (V. A. Kızıltepe) Aslanın ağzına girmek : Tehlikeli işlere girerek, cesaret göstermek, büyük özverilerde bulunmak: Oysa sağ olsunlar, Arif beyimiz aslanın ağzına giriyorlar. (K. Tahir) Gözünü daldan budaktan (çöpten) esirgememek (sakınmamak) : Olur olmaz tehlikelere aldırmamak, tehlikelerden korkmamak: Demirci Dursun, Allah'tan başka kimseden korkmayan, gözünü daldan budaktan esirgemeyen biriydi. (B. Yazgan) Kaleminden kan damlamak : (halk dilinde) Yazdığı şeyler pek dokunaklı, cesurca ya da can alıcı özellikte olmak: Çok kızmış olacak ki kaleminden kan damlatmış. (Y. Baştunç) Mangal gibi yüreği olmak : Çok cesaretli olmak: Yaman cengâver o. Kene gibi yapıştı. Kâfiri bırakmıyor. Mangal gibi yüreği varmış diyorlar. (Efem) Ölüme koşmak : Kendisini bile bile tehlikeye atmak: Öyle büyük bir cesaret ve inançla savaşıyor, öylesine büyük bir aşkla ölüme koşuyordu ki canına kıymet veren herkes kaçıyordu onun karşısından. (Y. R. Efe) Pek gözlü : Yılmaz, korkusuz, cesaretli, gözü pek: Sadrazam Lâz Ahmet Paşa çok pek gözlü, işin sonunu düşünmez bir adamdı. (Ahmet Cevdet Paşa) Yüreği pek : Yüreği katı, merhametsiz, duygusal olmayan, acı duymayan: "Sözlerin yüreği pek birinin sözleri," diye haykırdı... Tehlikeyi korkusuz bir biçimde karşılayan, yürekli, cesur: Bu savaşı yüreği pek olan kazanacaktı. Yüreği katı, merhametsiz, duygusal olmayan, acı duymayan: "Sözlerin yüreği pek birinin sözleri," diye haykırdı... Tehlikeyi korkusuz bir biçimde karşılayan, yürekli, cesur: Bu savaşı yüreği pek olan kazanacaktı. Yürek vermek : Yüreklendirmek, cesaretlendirmek: Peki, nerde, o Devrim'e yürek katan, atılım sağlayan, yaşam aşılayan, yürek veren insanlar? (V. Günyol) Yüreklilik göstermek : Korkmamak, cesur davranmak: Cesaretin de ötesinde bir yüreklilik göstermişti, olmadık şeyler olur ve kimsenin gıkı çıkmazken onlar seslerini yükseltmişlerdi. Cesaret ile ilgili atasözleri ve anlamları İçinde "cesaret ve cesur" sözcükleri geçen atasözleri ve açıklamaları: ( * yaygın bilinen ) Cesaret doğruluktan gelir : Dürüst ve doğru olan kişinin korkusuz ve çekincesiz davranabileceğini anlatır. Doğruluk, insana vicdan rahatlığı, güç ve güven vererek İlahi yardımla cesur olmasını sağlar. Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir : Yürekli birinin kararlı duruşunun, korkak birinin silahından daha etkili olduğunu anlatır. Gerçek güç, cesaretten doğar. İçinde veya anlamında "bilgi, bilgili, bilgisizlik, bilmek" gibi sözcükler geçen bilgi temalı atasözleri ve açıklamaları: ( * yaygın bilinen ) Bildiğin gibi değil, bulduğun gibi : İnsanların gerçekleri teorik bilgiyle değil, kendi deneyim ve gözlemleriyle öğrenebileceğini ifade eder. Hayatta karşımıza çıkan gerçekler, kitaplarda veya duyumlarda anlatıldığı gibi olmayabilir. Bildiğini bilmeyenlere öğret, bilmediğini bilenlerden öğren : Bilginin paylaşılması ve öğrenilmesi gerektiğini anlatır. İnsan, bildiğini aktardıkça faydalı olur, bilmediğini öğrendikçe gelişir. Bilen ile bilmeyen bir olmaz : Bilgili insanlar ile bilgisizler arasındaki fark gece ile gündüzün; güçlü ile güçsüzün arasındaki fark kadar büyüktür. Bilen söylemez, söyleyen bilmez (Diyen bilmez, bilen demez) : Gerçek bilgiye sahip olan kişinin gösteriş yapmadığını, eğer bildiği bilgi bir sır ise suskun kalmayı tercih ettiğini anlatır. Çok konuşanların ise çoğu zaman bilgisiz oldukları ve söylediklerinin boş olduğu vurgulanır. Bilerek yapan aldanmaz : Bir işin iyi sonuçlanması isteniyorsa sağlam bilgiye göre yapılmalıdır. Bilgi (İlim), gençlikte dikilen, ihtiyarlıkta meyvesi alınan bir ağaçtır : Öğrenmenin temellerinin genç yaşta atıldığını ve bu bilgi birikiminin ilerleyen yaşlarda faydasının görüleceğini anlatır. Gençlikte kazanılan bilgi, ömür boyu yol gösterir. Bilgi kuvvettir : Hangi konuda olursa olsun bilgili olmak insana özel bir güç ve kendine güven duygusu verir. Bilgili adam güçlü olur : Herhangi bir konuda bilgi sahibi olan insan o konuyu bilmeyenlerin yanında daha üstün durumdadır. Bilire danış, bildiğini işle : İşin ehline danışmanın önemini ve alınan öğüdün uygulanmasının gerekliliğini ifade eder. Sadece öğrenmek yetmez; bilgi eyleme dönüştürülmelidir. Bilmediğin işe karışma, bilmediğin yola gitme : Kişinin deneyimi veya bilgisi olmadığı alanlara girmemesi gerektiğini anlatır. Hazırlıksız ve öngörüsüz bir şekilde hareket etmek, başarısızlık veya tehlikelerle karşılaşmaya yol açabilir. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek (sormamak) ayıp* : İnsanın her şeyi bilmemesi kusur değildir ama bilmediği bir işi sorup öğrenmeden yapmaya kalkışması kusurdur.
📥 下载地址(文章结尾)
装机神器,一键装机,安装任何系统。纯净版,原版,软件版,精简版,英文版。